· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 1
· Çevrimiçi Üyeler: 0
· Toplam Üye Sayısı: 13
· En Yeni Üye: mehmet53
|
|
|
Yesil-Karadeniz Radyo Haber
|
|
|
En Son Aktif Forum Başlıkları |
|
|
ELE GEÇEN BELGELERDE KORKUNÇ GERÇEK ORTAYA ÇIKTI |
|
PKK'ya ağır darbe !
Hırsızlık zanlısı olarak yakalanan kişi PKK'nın en güvendiği 'hacker' çıktı.
DİYARBAKIR’da polisin hırsızlık yaptığı şüphesiyle 10 gün önce yakaladığı ve elindeki dizüstü bilgisayarında Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Genelkurmay Başkanlığı başta olmak üzere devlete ait gizli bilgiler yer alan 19 yaşındaki hacker R.C.'nin, PKK’nın ‘hacker’i olduğu ve örgütün ele başlarından Murat Karayılan’a kuryelik yaptığı ortaya çıktı. Ele geçen film ve müzik CD’lerinin içine sakladığı gizli bilgileri şifreleyen PKK'lı R.C., polisin çözemediği CD’lerdeki şifreleri kaldırınca gerçek ortaya çıktı.
Diyarbakır’daki Bit Pazarı çevresinde 9 Kasım'da çalıntı mal satanlara yönelik operasyon yapan polis, yolda yürüyen R.C.'yi hırsız olduğu şüphesiyle durdurdu. Kimlik kontrolu yapılan ve çelişkili ifadeleri üzerine gözaltına alınan R.C.’nin Diyarbakır’da bilgisayar bakım işi yaptığı, aynı zamanda elde ettiği bilgileri doğrudan Kandil Dağı’na aktaran PKK’nın çok gizli özel kuryesi olduğu ortaya çıktı. Bölücü örgütün üst düzey yöneticisi Murat Karayılan'a bağlı olarak çalışan PKK'nın ‘hacker’i R.C., büyük bir gizlilik içinde yapılan sorgulamadan sonra adliyeye sevkedildi. R.C., tutuklanma istemiyle sevk edildiği nöbetçi mahkemede ‘PKK terör örgütü adına resmi kurumlara ait gizli ve özel belgeleri elde etmek’ suçundan tutuklandı.
Diyarbakır’daki Ali Gaffar Okkan Lisesi’nden mezun olduktan sonra kendi imkanlarıyla program ve bilgisayar kullanmayı öğrendikten sonra halen bilgisayar bakım ve onarım işiyle uğradığını belirten R.C.'nin tutuklanmadan önce verdiği ifadesine ulaşıldı.
Genelkurmay ve MİT başta olmak üzere devlet kurumlarına ait bilgileri ele geçirip şifreleyerek Kandil Dağı'na ulaştırdığını ve Murat Karayılan'a özel kuryelik yaptığını itiraf eden R.C., ifadesinde şunları söyledi:
“Polisler beni durdurup bilgisayarı inceledi. Belgelerim ve kısayol klasörlerinde Genelkurmay Başkanlığı yazısını gören polis bu bilgilere ulaşmak için uğraştı, ancak ben şifrelediğim için açamadı. Daha sonra evimde 2 DVD’de şifreli olarak kaydettiğim bu bilgileri kendilerine verebileceğimi söyledim. Güvenlik açığı olan, kullanıcısı ve üye sayısı çok olan sitelere iliştirdiğim antivirüs programlarından kaçan yani virüs koruma programlarının yakalayamadığı Poison İVY isimli kendi geliştirdiğim virüsü yerleştirip, bu virüsler aracılığıyla bu siteleri ziyaret edenlerin bilgisayarlarına ulaşarak kullanıcı konumuna geçiyorum. Bu şekilde kişilerin bilgisayarlarını tam kullanıcı olarak ele geçiriyorum. Bu yöntemle işime yarayan bilgileri kendime aktarıyorum. Sonra liseden bir arkadaşım benim özellikle askeri, emniyet ve kamu kurum ve kuruluşlarındaki kişilere ait bilgileri topladığımı duyduğu için, bir başka arkadaşıyla beni tanıştırdı. Bu kişi bana askeriye, emniyet ve kamuda görevli şahısların kişisel bilgi ve belgeleri biriktirmeyi istedi. Liseden tanıştığım arkadaşım Ankara’da yakalanınca, daha sonra tanıştığım kişi yanıma gelerek bilgi ve belgelerle yurtdışına çıkacağımızı söyledi. Bir süre sonra bu kişi beni arayıp Fransa’da olduğunu, yanıma başka bir şahsın geleceğini söyledi ve bendeki gizli bilgileri bu kişiye vermemi istedi. Daha sonra bendeki tüm bilgileri CD’ye depoladım ve bu kişiyle buluşma noktasına gittim. Bana yaklaşıp adımı sorduğunda beklediğim kişinin kendisi olduğunu söyledi. CD’yi verdikten bir hafta sonra Fransa’daki arkadaşım tekrar beri aradı ve CD’yi kaybettiklerini, ikinci bir CD yapmamı istedi. Ben de aynı bilgileri aktarıp tekrar bu kişiye verdim.”
MURAT KARAYILAN TEŞEKKÜR ETTİ
PKK ‘hacker’ı R.C., Ankara’da tutuklanan arkadaşının bir yakınının bu kez dükkana gelip, “Sende emniyet ve askeriyeye ait gizli bilgiler varmış, bunları Cemal kod adlı Murat Karayılan’a göndermemiz gerekiyor” dediğini, ardından bu kişinin getirdiği dizüstü bilgisayara bilgileri yüklediğini anlattı. Murat Karayılan'ın kendisine teşekkür ettiğini belirten R.C., şöyle dedi:
“Bu kişi bir süre sonra yanıma geldi ve bilgilerin yerine ulaştığını, Murat Karayılan’ın da bana özel selam gönderdiğini ve teşekkür ettiğini söyledi. Ben bu bilgileri PKK kamplarına ulaşması için gönderdim. Murat Karayılan’ı internet ortamından tanıyorum, ancak yüz yüze görüşmüşlüğüm yoktur. Hacker’liği kendi bilgi ve becerimle öğrendim. Hack’leme yaparken çeşitli Seript, Trojenler ve virüsler aracılığıyla bu işlemi yapıyorum. Hacker grubumuz var. Bu gruptaki kişiler aracılığıyla bilgi ve belgelere rahatlıkla ulaşıyoruz. Verdiğim bilgilerle PKK’nın bombalı saldırı ve eylem yaparak insanları öldüreceğini düşündüğüm ve vicdanen bu yaptığım işten rahatsız olduğum için tüm yaptıklarımı anlatmak istedim, çok pişmanım.”
ELE GEÇENLER
Bu arada R.C.'nin evinde ele geçen 22 harddisk, 2 laptop bilgisayar, 1 kamera harddiski, 85 disket, 32 MB’lik hafıza kartı, 2 DVD ise Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi Teknik Büro Amirliği’nde incelemeye alındı.
CD’leri bilgisayarlara takıp açmak isteyen polisin karşısına müzik klipleri ve gerilim filmleri çıktı. Polis, CD’lerin film ve müzik CD’si olduğunu düşündü, ancak zanlı film ve müzikle CD’leri deşifre olmaması için kamufle ettiğini, asıl gizli bilgilerin bu CD’ler içerisinde şifre ile saklı olduğunu belirtti ve şifre ile açtığı CD’lerde elde edilen bilgilerde korkunç gerçek ortaya çıktı.
İçinde MİT, Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki jandarma ve sınır piyade birlikleri hakkındaki bilgiler, yerleşim krokileri ile bölgedeki emniyet müdürlüklerine ait bilgi ve belgelere ulaşıldı.
DHA |
|
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı hayretle takip ediyorum.
Baykal son birkaç yılda öylesine çelişkili ifadeler kullandı öylesine zıt hareketlerde bulundu ki bundan sonra ne yapsa yeridir.
Baykal haftasonu İstanbul Sultangazi’de aralarında çarşaflı bayanların da bulunduğu başörtülü insanlara parti rozetini taktı.
Başörtüsü kimsenin tekelinde değil. Bir başörtülü AK Parti’ye de, MHP’ye de, DTP’ye de, CHP’ye de üye olabilir; ama.. Evet aması var. Çünkü CHP bugüne kadar hep başörtüsünün, başörtülünün karşısında durdu. Bakmayın siz Sayın Baykal’ın siyaset gereği konuşmalarına. Baykal konuşunca mangalda kül bırakmıyor, sanırsınız ki demokrasi havarisi; ama öyle değil.
CHP Genel Başkanı salı günkü grup toplantısında başörtüsüyle ilgili öyle bir konuştu ki duyanlar kulaklarına inanamadı. Herkes Baykal’ı ağzı açık dinledi.
Bugüne kadar başörtüsünü savunanlar bile Baykal’ın yanında solda sıfır kaldı.
Sayın Baykal neler demedi neler.. Özetle “insanlar kılık kıyafetinden dolayı yadırganamaz, yargılanamaz ” dedi.
Bunu diyen siz misiniz Sayın Baykal?
Peki başörtü düzenlemesini Anayasa Mahkemesi’ne götürüp, on binlerce başörtülüye üniversite kapılarının kapanmasına sebep olan siz değil misiniz?
Yine Köşk’e eşi başörtülü bir cumhurbaşkanı çıkmasın diye suni 367 tartışmasını başlatanların yangınına körükle giden de mi siz değilsiniz?
Mazinize baktığımızda bu tür politik girişimlerinizi nereye koyacağız Peki? Gerek grup konuşmanız olsun, gerekse haftasonu İstanbul’da başörtülülere rozet takan görüntünüz olsun bizi şaşırtmadı; çünkü benzer manevraları genel seçimde de görmüştük. Başörtülülerle çekilen fotoğraflar afiş olarak kullanıldı, seçim meydanlarında başörtüsü dağıtıldı. Ama bu tür girişimleriniz sadece ve sadece seçim meydanlarında kaldı. Anadolu’da ve İstanbul’da söylediklerinizi Ankara’da uygulayamadınız.
Şimdi de yerel seçimler geliyor, belli ki yeni manevralar peşindesiniz! Ama bu millet öyle sandığınız gibi balık hafızalı değil. Grubunuza birkaç başörtülüyü getirebilirsiniz ama bu millet yapılanlara cevabını en iyi sandıkta veriyor.
Diyeceğim o dur ki milletin bu tür siyasi cambazlıklara karnı tok! Bence kendiniz olun. Ya olduğunuz gibi görünün ya da göründüğünüz gibi olun.
19.Kasım.2008 10:44:21 |
|
|
Başbakan Erdoğan'dan sert uyarı |
|
Başbakan Erdoğan'dan sert uyarı
Başbakan Erdoğan, krizi gerekçe göstererek kredileri geri çağıran ve faizlerle oynamaya başlayan finans sektörünü sert bir dille uyardı.
Erdoğan, finans sektörünü dürüst davranmamakla ve kriz fırsatçılığı yapmakla suçladı ve BDDK'nın gerekli işlemleri yapacağını söyledi.
Başbakan Erdoğan, Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) tarafından Devlet Konukevi'nde verdiği protokol resepsiyonuna katıldı. Resepsiyona; Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcıları Nazım Ekren, Hayati Yazıcı, Devlet Bakanları Mehmet Şimşek ve Kürşat Tüzmen, Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, DP Genel Başkanı Süleyman Soylu ve çok sayıda işadamı katıldı.
Başbakan Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, göreve geldikten sonra kamu ve özel sektörün yatırım ortamını iyileştirmesi konusunda tam bir uyum ve koordinasyon içinde çalıştıklarını söyledi.
Başbakan Erdoğan, bu süreçte YASED'in birikimlerinden ziyadesi ile yararlandıklarını; küresel sermayeyi Türkiye'ye daha fazla nasıl getirebilirizin gayreti içinde olduklarını kaydetti. Son 6 yılda uluslararası yatırım çekmek için çok gayret ettiklerini işaret eden Erdoğan, dünya genelinde uluslararası yatırımın 2006 yılında 1 trilyon 411 milyar dolara, 2007 yılında 1 trilyon 833 milyar dolara ulaştığını belirtti.
Türkiye'nin bu pastadan aldığı payın 22 milyar dolar olduğunu vurgulayan Erdoğan, 1970'li yıllarda Türkiye'nin uluslarası yatırımlardan 100 milyon dolar, 1980'larda 200 milyon dolar, daha sonraki dönemlerde 800 milyar dolara çıktığını kaydetti.
Yatırım ortamını iyileştirdiklerini ve engelleri kaldırdıklarının altını çizen Erdoğan, Türkiye'nin 2006'da 20 milyar dolar, 2007'de 22 milyar dolar olduğunu belirtti. Erdoğan, Türkiye'nin uluslararası sermeyeden 2002 yılında aldığı payın binde 2 olduğunu; şu anda ise bu rakamın binde 12 olduğunu ifade etti.
Erdoğan, Türkiye'nin yabancı sermaye çekme konusunda dünya genelinde 22. sırada olduğunu ifade etti. 2008-2010 yatırım eğilimlerinde Türkiye'nin ilk 15 ülke arasında kaldığını söyleyen Erdoğan, küresel krizin uluslararası doğrudan yatırımların yüzde 10 azalmasını sağlayacağı yönünde beklenti olduğunu söyledi.
Erdoğan, milletçe elele vererek krizi fırsata çevireceklerini kaydetti. Erdoğan, Türkiye'ye bu yıl aşması için gayret gösterdiklerini kaydetti. Erdoğan, Körfez ülkelerinden yeni yatırımlar beklediklerini kaydetti.
Erdoğan, IMF bir akreditasyon kurumu olduğunu; dünya piyasalarında yer almak için bu kuruma ihtiyaç olduğunu belirtti. Erdoğan, IMF ile ilişkiler olmazsa küresel sermayenin Türkiye'nin semtine uğramayacağını ifade eden Erdoğan, "IMF'den krediyi hangi şartlar alıyorsunuz önemli olan o..." dedi.
Başbakan Erdoğan, konuşmasında finans sektörünü sert bir dille eleştirerek, kriz fırsatçılığı yapmakla suçladı. Erdoğan, Türkiye'de krizin etkilerini artırmak için finans çevreleri ve sosyal taraflarla toplantılar yaptıklarını belirterek, "Hükümetten sihirli reçete beklemek, süreci tribünden izlemek doğru olmaz. Kriz yoktu. Geçen yılın kari 11.7 milyar dolar. Kriz yaşandığı anda bu yılın karı 11 milyar dolar. Peki finans sektörü niçin kredi çağırmaya başladı. Niçin faiz oranı ile oynamaya başladı. Peki bu adil mi? Bu dürüstlük mü? Böyle bir uluslararası krizi ranta, fırsata dönüştürmek değil mi?" dedi.
Erdoğan, ellerindeki fırsatı halk için, KOBİ'ler ve reel sektör için kullanacaklarını belirterek, "Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu yakın takibe alacak. Ülkemizi hep beraber kalkındıracağız. Hep beraber mutlu olacağız. Bu rakamlarda finans sektörünün ne kadar sağlam bir yapıya kavuştuğunu gösteriyor." dedi.
Finans sektörüne seslenen Erdoğan, "Finans sektörü senden kredi alanlar olduğu sürece varsın. Sen reel sektörü yok farz edemezsin. Senin ona ihtiyacın var. Tabii onun da sana ihtiyacı var. Burada görüyorsun ki kıvranıyor. Kıvranıyorken bir tekmede sen atıyorsun. Kriz fırsatçılarına izin vermeceğiz. Aynı gemide yol alıyoruz. Bu krizi birileri için değil hepimiz için fırsata dönüştürmeliyiz." şeklinde konuştu.
CİHAN
19.Kasım.2008 21:02:50 |
|
|
TPAO, AMERİKAN PETROL DEVİYLE 20 MİLYAR DOLARLIK ANLAŞMA YAPTI |
|
Karadeniz'de DEV anlaşma
Karadeniz'de petrol aramak için Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile Amerikan Exxon Mobil arasında protokol imzalandı.
Anlaşmaya göre, Kastamonu ve Samsun açıklarında Karadeniz'de petrol aranacak.
TPAO ile ABD'nin petrol devi Exxon Mobil arasındaki anlaşma Shereton Otel'de imzalandı. Anlaşmaya göre, Samsun ve Kastamonu sularında petrol bulunması halinde 20 milyar dolar yatırım yapılacak. Exxon-Mobil, her bir sondaj için 200 milyon ile 400 milyon dolar yatırım yapacak. TPAO da aynı tutarda harcamayla, bölgede biri doğalgaz, diğeri petrol iki sondaj kuyusu açacak.
Törende Exxon Mobil Company adına konuşan Başkan Yardımcısı Elwyn Griffiths, 20 milyar dolar ile 40 milyar dolar arasında üretim yatırımının söz konusu olduğunu söyledi.
Türkiye adına imza atan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, 'Petrol, Karadeniz'in doğusunda mı batısında mı aranacak ?' sorusuna karşılık, petrolünKastamonu ve Samsun'da aranacağını belirtti.
(CİHAN)
|
|
|
VELİ KÜÇÜK VE ARKADAŞLARIYLA İLGİLİ YAYIN YASAĞI |
|
Mahkemeden sürpriz yasak kararı
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Veli Küçük ve arkadaşlarıyla ilgili yayın yasağı kararı aldı.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulundan (RTÜK) yapılan yazılı açıklamaya göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 19 Kasım 2008 tarihli yazısına istinaden İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından, yayın kuruluşlarına duyurulması talebiyle RTÜK'e gönderilen mahkeme kararında şöyle denildi:
''Mahkememizin 2008/209 esas sayılı dava dosyasının 14.11.2008 tarihli duruşmasında sanık Veli Küçük ve arkadaşları haklarında, dosyada ses kayıtları bulunan tüm sanıklara ait ses kayıtlarının ayrı ayrı DVD ortamına aktarılmasına, bu işlem yapıldıktan sonra talepte bulunan sanıkların bizzat kendilerine savunmalarında kullanılmak üzere verilmesine, ancak bu görüşmeler içerisinde özel hayatın gizliliğini gerektirir görüşmeler olabileceği gibi dosyada sanık konumunda olmayan kişilerle yapılan telefon görüşmeleri de olabileceğinden iddianameye konu yapılan görüşmeler ile sanığın savunmalarına dayanarak yapılabilecek görüşmeler dışındaki diğer tüm görüşmeler hakkında yayın yasağı konulmasına karar verilmiştir.''
19.Kasım.2008 19:42:31 |
|
|
CANLI YAYINDA ÖYLE BİR GAF YAPTI Kİ... |
|
Birand'dan Erdoğan gafı !
Canlı yayında gaf denilince akla ilk gelen isim o oluyor. Birand bu defa Ankara Temsilcisi'nin adını yanlış söyledi.
Mehmet Ali Birand canlı yayında öyle bir gaf yaptı ki! Kanal D Ankara Temsilcisi de neredeyse adını unutacaktı!...
Sabah gazetesi yazarı, televizyon eleştirmeni Yüksel Aytuğ olayı köşesine işte böyle taşıdı...
"Mehmet Ali Birand cuma akşamı Kanal D Ana Haber'de, her gün 10 kez görüştüğü Ankara Temsilcisi Erhan Karadağ'a birkaç kez 'Erdoğan Karadağ' diye hitap etti. Neyse, 'Tayyip Erdoğan etkisi' deyip, geçelim..."
19.Kasım.2008 09:59:57 |
|
|
3 BİN KADROYA 21 BİN MÜRACAAT |
|
1 Ocak'ta işbaşı... Maaş 1175 YTL
Taşkömürü Kurumu'na 3 bin kadroya 21 bin kişi başvurdu... İşe girecekler şans oyunlarında kullanılan toplarla belirlendi .
ABD'de başlayıp dünyaya yayılan ve Türkiye'de de her geçen gün daha fazla hissedilen ekonomik kriz, trajikomik manzaraları da beraberinde getiriyor. Zonguldak'taki Türkiye Taşkömürü Kurumu'na alınacak 3 bin maden işçisi, talih oyunlarında kazananı öğrenmek için kullanılan şans toplarıyla belirlendi.
Bu işte çalışmak için başvuran 35 bin 272 kişi, maden direğini taşıma, kazma, kürek ve balta kullanma gibi testlerden geçirildi. Bu testlerde başarılı olan 20 bin 814 kişi noter huzurunda yapılacak kuraya katılmaya hak kazandı. Toplarda yazılı isimleri çekilen işçiler 1 Ocak 2009'da işbaşı yapacak ve ayda bin 175 YTL maaş alacak.
Şans kürelerinden bu kez iş aktı. Türkiye Taşkömürü'nün sınavını kazanan 21 bin kişiden 3 bini, kura çekimiyle madenlere alındı....
Küresel ekonomik kriz işsizlik kabusunu yeniden uyandırırken Türkiye'de de çok trajik bir manzara yaşandı. Zonguldak'ta, Türkiye Taşkömürü Kurumu'na (TTK) alınacak 3 bin maden işçisinin arasına girebilmenin hayalini kuran 20 bin 814 kişi, şans toplarının önünde umut aramaya koyuldu. İşe başlayabilmek için tek şartın beden gücü olduğu sınavlara başvuranların yüzde 5'ini, üniversite mezunları oluşturdu. 4 metre boyunda, 34 kilogram ağırlığında maden direğini taşıyıp kazma küreği nasıl kullandıklarına bakılan adaylardan yeterli puanı alan 20 bin 814 kişi, noter huzurunda yapılacak kura çekimine katılmaya hak kazandı.
24 Kasım'a kadar sürecek çekimlerde şans ise şans topları ile geldi. Şans Topu, On Numara gibi talih oyunlarının yapıldığı şans küreleri, bu kez işçiler için dönmeye başladı. Bu arada kura çekimleri 24 Kasım'a kadar sürecek. 1 Ocak' ta maden ocaklarında işbaşı yapacak işçiler, bin 175 YTL maaş alacak.TAKVİM
|
|
|
YILDIRIM: HEDEF YERLİ UYDU YAPMAK |
|
Bakan Yıldırım büyük hedefi açıkladı
Ulaştırma Bakanı Binalı Yıldırım, Türkiye'nin uydu ve uyaş politikalarındaki hedefinin, yerli uydu dizayn edip fırlatmak olduğunu söyledi.
Bakan Yıldırım, 9 Mayıs'tan itibaren vatandaşların sabit telefon numaralarıyla cep telefonu operatörlerine geçiş yapabileceklerini bildirdi.
Ulaştırma Bakanlığı ve bağlı kuruluşların bütçesiyle ilgili TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda bir sunumda bulunan Bakan Binali Yıldırım, bakanlığının bütçesinin 7 milyar 268 milyon 460 bin 740 YTL olarak planlandığını, bunun 4 milyar 587 milyon 275 bin 740 YTL'sinin yatırımlara ayrılacağını bildirdi. Karayolları Genel Müdürlüğü'nün bütçesinde bir önceki yıla göre yüzde 67 artış olduğunu dile getiren Bakan Yıldırım, "Bakanlığın bütçesinde en büyük payı yüzde 53,5 ile Karayolları alıyor. 403 tane ana proje var" dedi.
Bakan Yıldırım, Üçüncü Nesil Mobil İletişim Sistemleri (3G) ihalesinin 28 Kasım'da yapılacağını ifade etti. Şehir içi telefon hizmetinin serbestleşmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü hatırlatan Yıldırım, yönetmeliğin yayınlanmak üzere Başbakanlığa gönderildiğini söyledi.
Mobil iletişimde 9 Kasım tarihinde başlayan numara taşınabilirliği uygulamasında şu ana kadar yaklaşık 150 bin vatandaşın numarasını taşımak için müracaat ettiğini açıklayan Yıldırım, aynı uygulamanın 9 Mayıs tarihinden itibaren sabit telefonlarda da başlatılacağını söyledi. Sabit telefon abonelerinin, numaralarını aynı tutarak cep telefonu operatörlerine geçiş yapabileceklerini dile getiren Yıldırım, bunun hem tüketiciye kolaylık sağlayacağını, hem de rekabet ortamını tekrar oluşturacağını kaydetti.
Binali Yıldırım, Türkiye'nin uzay politikalarında orta-uzun vadeli hedefinin yerli uydu dizayn edip, fırlatmak olduğunu belirterek, bu konuda Bakanlar Kurulu kararı çıktığını söyledi. Yıldırım, Savunma Sanayi Müsteşarlığı, TÜRKSAT, TAİ,
üretim merkezi kurma konusunda çalışmalara başladığını ifade ederek, Türkiye'nin bir çalışma grubu kurmak suretiyle TÜRKSAT 3-A'da, önümüzdeki yıllarda gerçekleştirilecek TÜRKSAT 4-A'nın imalatında yer alacağını açıkladı. Yıldırım, "TÜRKSAT 5-A'yı da ülkemizde imal edip uzaya göndereceğiz. Hedefimiz bu'' dedi.
19.Kasım.2008 19:35:05 |
|
|
MERKEZ BANKASI, FAİZ ORANLARINI İNDİRDİ |
|
Merkez Bankası'nda faiz indirimi
MB Para Politikası Kurulu gecelik borçlanma faiz oranını yüzde 16,75'ten yüzde 16,25'e, borç verme faiz oranını ise yüzde 19,75'ten yüzde 18,75'e indirdi.
Merkez Bankası, gecelik borçlanma faiz oranlarını yüzde 16.75'ten, 16.25'e indirdi. Banka, ayrıca, gecelik borç verme faiz oranını ise 100 baz fuan düşürerek, 18.75'e çekti.
Para Politikası Kurulu, bugünkü toplantısında faizlerde indirime gitti. Uzun süredir borçlanma faizlerini sabit tutan Merkez Bankası, PPK toplantısında 50 baz puanlık indirim yaptı.
PPK, gecelik borç verme faiz oranını ise 19.75'ten, 18.75'e indirdi.
(CİHAN) |
|
|
Kur’an’dan Kuduranlar |
|
Cemal Nar
Sizin de işiniz devlet dairelerinde olabilir. Ya da bir işiniz gereği yolunuz oralara düşmüş olabilir. Ne görürsünüz?
“Ohooo!” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, aynen öyledir.
Kimi memurlar vardır, önündeki işlerle meşguldür. Kafasını kaşıyacak zamanı yoktur, mesai nasıl bitti anlamazlar. Eskiden “nüfus dairesinde” çalışanlar öyleydi özellikle. Evet, bunda kurumların da bir farkı vardır. Mesela Orman Dairesinin mühendislerini hep arazide çalışır görürken, Ziraat Dairesinin mühendislerini oturur görürdüm eskiden. Şimdi nasıllar bilemem.
Evet, kimi memurlar da vardır, oyalanır durur, vakit geçirirler; ya bilgisayarları ile meşguldür, ya gazete okur, ya da sohbet ederler. Onlardan özellikle bilgisayarlarında kumar kâğıtlarıyla oynayanları hoş görmemişimdir. Saatlerce müzik ve sigara eşliğinde kâğıt oynar onlar, vatandaş da kafasını kaldırmadan iş yaptığını sanır.
Kimileri de vardır, ip ve tığlarını çıkarmış, tekstil sanayine katkı sağlamak için ha bire örmelerle meşguldürler sohbet ederekten öbeklendikleriyle…
Başlarında şefleri de vardır ama manzara pek de değişmez. Kimse arkadaşlarıyla kötü olmak istemez. “Bugün git yarın gel” anlayışı her ne kadar yavaş yavaş tarihe gömülüyorsa da, görevini aslanlar gibi yapanlar bu ülkede çok sevilmezler. Eskiler, durup dururken dememişlerdir herhalde “idare, müdara, dek, dubara” derken!
İşine aslanlar gibi sarılan bir yiğit de Niğde’den çıkmış. Haberlerde okuduğumuza göre Niğde Üniversitesi Rektörü Hamza Uygun, odasından Kur'an sesi geliyor diye Personel Dairesi Şube Müdürü Erol Dervişer'i cezalandırmış. İtiraz üzerine YÖK cezayı kaldırmış. Rektör bu defa başka suçlar icat ederek Dervişer'e iki ayrı ceza vermiş. O da yine itiraz etmiş. Şimdi gözler yeniden YÖK'te imiş.
Öğrendiğimize göre bizzat Hamza Uygun'un talimatıyla başlatılan soruşturmaya Yüksek Öğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği'nin 6/a maddesi gerekçe gösterilmiş. Disiplin yönetmeliğinin söz konusu maddesinde “görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kusurlu davranılması” ifadeleri yer alıyormuş.
Deniliyor ki: “Soruşturmada Erol Dervişer'in üniversitenin bilgisayar ve elektriğini kullanarak Kur'an dinlemesi bu madde kapsamında değerlendirildi. Soruşturma sonucu Dervişer kınama cezasına çarptırılırken, savunmasında pişman olmadığını söylemesi üzerine alt ceza uygulanmadı.
Kur'an dinlediği için cezalandırılan Dervişer'in yakın çevresine “kendisine haksızlık yapıldığını, yüksek sesle Kur'an dinlemesinin söz konusu olmadığını, sadece nasıl diğer personel bilgisayarında şarkı dinleyebiliyorsa kendisinin de Kur'an dinlediğini” söylediği öğrenildi. Detaylarla haber devam edip gidiyor. (*)
Şimdi biz ne diyelim bu işe?
“Mesai saatinde Kur’an dinlemek olur mu? Hak etmiş cezayı, aferin rektöre” mi diyelim, yoksa “ama aynı cezayı müzik dinleyenlere vermemiş. Öyleyse burada hem eşitsizlik, adaletsizlik, taraf tutma, hem de Kur’an düşmanlığı var, ” diye kötü mü söyleyelim?
Önce bir detayı merak ettim; bu rektörü kim atamış, kimin hanesine sevap ya da günah yazdırıyor?
İnternete girdim ve daha içine bakmadan bir başlıkta aradığımı gördüm: “Sezer Niğde'ye rektör atadı. İnternet Haber Televizyonu ...”
Eh, Abdullah Gül’ün defteri Kur’an dinlemeyi cezalandırma işinden pay almaktan şimdilik kurtulmuş. Sanırım Sezer de “bana layık olduğunu gösterdin” diye sevinmiştir.
Kur’an-ı Kerîm bildiğiniz gibi Allah Teâlâ’nın yüce kelamıdır. Ya Cebrail aracılığıyla, ya da doğrudan Sevgili Peygamberimize indirilmiş, okumak ve dinlemekle ibadet olunan, eşi benzeri getirilemeyen, içinde ilim, hikmet ve menfaat olan, iman, ibadet, hukuk ve ahlak ilkeleriyle insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaran, çok faydalı ve parlak şeriatıyla birey ve toplumlara birlik ve dirlik içinde sağlıklı, saadetli ve varlıklı yaşamanın metotlarını öğreten, içinde asla yanlışın, çelişkinin, batılın, bozukluğun, faydasızın, çirkinin olmadığı, daima ahlakı, erdemi, fazileti öğütleyen, batılı, kötüyü, yaramazı yasaklayan, içindeki kanunları ile insanlığa kurtuluş ve hidayetin dosdoğru yollarını gösteren, bu arada kendisinden önceki kitapları da tasdik ederek semavî dinlerde birlikteliği sağlayan, çok yüce, çok şerefli, çok kıymetli, çok faydalı, çok hikmetli, baştan sona nur, hidayet, öğüt, beyan, feyiz, bereket, rahmet, şefkat, şefaat, şifa olan ve bütün bir insanlığı muhatap alan, aslı Arapça olan ilahî bir kitaptır.
Bir Ramazan ayında inen, indiği geceye bin aydan daha hayırlılık kazandıran, muhkem ve müteşabih ayetleriyle insanın kalp ve kafasını zenginleştiren, ilimlere çığır açan, böylece Allah Teâlâ’nın bize en büyük ikramı olan medeniyet kuran kitabımız Kur’an-ı Kerim’e iman etmek, saymak ve sevmek, okumak, dinlemek, anlamaya, dinlemeye ve uyup itaat etmeye çalışmak, onu yaşamak ve yaşatmak farzdır. Yani bu büyük nimeti ihsan eden Allah Teâlâ tarafından insandan istenen kesin bir emirdir.
Onu inkâr etmek, Allah Teâlâ’yı inkâr etmekle netice itibariyle aynıdır. Onun bir, iki, üç, beş… ayetini inkâr etmekle, tamamını inkâr etmek, kâfir olma açısından aynıdır. O kitabın bir kısmını alıp bir kısmını atmakla, tamamını atmak aynı nankörlüktür yani.
Onun ayetlerini ister bir menfaat karşılında, isterse düşmanlıkla olsun ihtiyacı olandan esirgemek, gizlemek, saklamak, içindeki bilgileri değiştirmek, bozmak, çarpıtmak, saptırmak da aynı günahtır.
Kur’an-ı Kerîm Allah Teâlâ’nın kelamıdır. Ona tabi olanlar, yani onu okuyan, anlamaya çalışan, bireysel ve toplumsal hayatlarında uygulayan, emir, yasak ve tavsiyesine itaat ederek uyan müslümanlar, onun aynı zamanda Allah Teâlâ tarafından korunduğuna, asla kaybolmayacağına da inanırlar. Ona ne kâfirler, ne şeytanlar bir zarar veremeyeceklerdir. Yaklaşık 23 yılda parça parça inen bu kitaba batıl ne önden, ne arkadan, ne sağdan, ne de soldan asla yaklaşamaz, bilakis o bütün batılları parçalar ve yok eder.
Bütün bu yazdıklarımız aslında bizzat Kur’an-ı Kerîm’in ifadeleridir. Okuyucuyu sıkmamak için sure ve ayet numaralarını vermedik. Ama onu okumak için yola çıkanlar, adım başında bunlara rastlar ve haliyle bunları bilirler.
Gelelim Rektörün meselesine. Ama öbür yazıda…
|
|
|
DİYANET HAKKINDA ŞOK İDDİA! |
|
"Peygamberin yasakladığı uygulamaya Diyanet'ten izin çıktı" iddiası ortalığı karıştırdı! İddialar doğru mu?
Diyanet'in yeni hazırlattığı Kur'an tefsiriyle birlikte bir skandala imza attığı iddia edildi.
''Hazreti Muhammed'in yasakladığı muta nikahı Diyanet'e göre caiz...'' haberi gündeme bomba gibi düştü..
İşte söz konusu iddialar:
PARA KARŞILIĞI NİKAH
İslam tarihi boyunca Şii ve Sünni din alimleri arasında en hararetli tartışma konularından biri olan “muta (faydalanma, menfaat) nikâhı,” Diyanet Vakfı’nın İslam Ansiklopedisi’nde ve başka kaynaklarda, özetle “kadın ve erkek arasında belli bir maddi bedelle, belli bir süre için yapılan bir tür geçici evlilik olarak” tanımlanıyor.
KİMİYLE 15 GÜN KİMİYLE BİR AY
Pek çok kadınla birlikte olduğunu söylerken konunun hassasiyetinden dolayı adının açıklanmasını istemeyen üniversite mezunu 35 yaşındaki adam, “Bu işin yolu bir gülden ya da bir Porsche’dan geçer” diyor “kimisiyle on beş gün, kimisiyle birkaç ay.” Dindar biri olduğunu söylemesine karşın, inancından dolayı yaşadığı ilişkilerin günah olmadığını savunuyor. Bu rahatlığının nedenini, inancından gelen bir ruhsata bağlıyor. O ruhsatın adı muta...
DİYANET SESSİZ!
Sessiz sedasız geçiştirilen bu değişikliğin nedenini hem sözlü hem de yazılı olarak sorduğumuz DİB yetkilileri, “konuyla ilgili sözlü bir açıklama yapmak istemediklerini” belirtiyor. Ancak kurum, ilgili bölümüne gönderdiğimiz sorularımıza derginin baskıya girilmesine kadar yazılı bir açıklama yapmadı. “Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir” adlı çalışmada imzası bulunan ilahiyatçılardan ulaşabildiğimiz iki isim birbirinden farklı açıklamalarda bulunuyor. “Dört kişilik yazar heyeti adına açıklamada bulunduğunu” söyleyen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi İbrahim Kafi Dönmez, “İlk baskıda yer alan ifadelerden müt’aya izin verildiği anlamının çıkartılmaması gerektiğini” belirtiyor. Dönmez, “Muta hakkında ilk baskıdaki bilgilerin zihin karıştırıcı olduğu ve yanlış anlamalara yol açabileceği eleştirileri karşısında konunun yeniden ele alındığını ve heyetçe uygun görülen değişikliğin yapıldığını” söylüyor.
Soruları telefonla yanıtlayan ve halen İstanbul Müftülüğü görevini yürüten Mustafa Çağrıcı ise “değişikliğin, ilk yorumun mutaya ruhsat anlamı taşıdığından ötürü yapıldığını” kabul ediyor. “Muta uygulamasının tamamıyla Şii mezhebine ve İran’a özgü olduğunu” savunan Çağrıcı, “Evlilik sürekli bir kurumdur. Dolayısıyla muta Sünni âlimlere göre ehl-i sünnet tarafından yapılamaz. Yapıldığı takdirde günah işlenmiş olur” sözleriyle çalışma arkadaşından farklı düşündüğünü ortaya koyuyor. Çağrıcı’nın verdiği bilgiye göre kitabın satış rakamı ise 140 bin (Diyanet’ten bu konuda da bir açıklama gelmedi).
HZ. MUHAMMED(sas) YASAKLADI, DİYANETE GÖRE CAİZ!
Newsweek Türkiye'nin haberine göre; Hz. Muhammed döneminde yasaklandığı gerekçesiyle bugüne kadar hiçbir Sünni din adamı mutaya cevaz vermedi veya serbest olduğuna ilişkin üzerinde uzlaşılan bir çalışmaya imza atmadı.
Ancak Türkiye’nin en yetkili dini otoritesi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) bir grup ilahiyatçıya hazırlattığı “Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir” adlı çalışma, mutayı yeniden tartışma konusu haline getirdi.
Kitapta, “Ehl-i Sünnet’e mensup âlimlerden ve özellikle sahabeden bazılarına göre müt’a nikâhı caizdir, onu Hz. Peygamber değil ikinci halife yasaklamıştır” (İlk baskının ikinci cildi, 32 ile 34’üncü sayfalar) denmesi mutaya izin verildiği yorumlarına yol açtı. Daha da ilginç olanı ise, bu ifadelerin 2. ve 3. baskılarda bulunmaması. Bu arada, sonraki baskılarda muta konusunda değişiklik yapılmasına rağmen ilk baskı da toplatılmadı.
MEHİRLERİNİ (ÜCRET) VERİN HELAL OLSUN!
Din İşleri Yüksek Kurulu, Ocak 2001’de yeni ve daha anlaşılır bir Kuran meali ve tefsiri hazırlamaya karar verdi. Ardından tanınmış dört ilahiyatçı profesör Hayrettin Karaman, Mustafa Çağrıcı, İbrahim Kafi Dönmez ve Sadrettin Gümüş bu iş için görevlendirildi. Sonuçta beş ciltlik kitabın ilk baskısı DİB Dini Yayınlar Dairesi tarafından 2005’te yayımlandı ve kısa sürede tükendi. Bu ilk baskıda Nisa suresi 24’üncü ayetin geniş bir tefsirine (detaylı yorum) yer verildi. DİB’in internet sitesindeki Kuran-ı Kerim mealinde bu ayet ele alınırken “Savaş esiri olarak sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helal kılındı. Onlardan (nikâhlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur” deniliyor. Mehir, Türkçe’de ücret anlamına geliyor.
BAZI SAHABELERE GÖRE CAİZDİR
Kitapta bu ayetten hareketle, “muta nikâhının en azından İslâm’ın ilk yıllarında uygulandığının ve içtihatlara (din adamlarının ortak görüşü) dayanılarak bazı mezheplere (Şia mezhebi gibi) göre halen geçerli olduğunun” altı çiziliyordu. Kitabın, “İhtiyaç bulunduğu için müt’a nikâhının bir müddet mubah kılındığı konusunda ittifak vardır” denen ilgili bölümünde “Ehl-i sünnete mensup âlimlerden ve özellikle sahabeden bazılarına göre müt’a nikâhı caizdir, onu Hz. Peygamber değil ikinci halife yasaklamıştır.
MUTA NİKAHI KILINACAK ŞARTLAR
İmami Şiilere göre ihtiyaç ve zaruret şartı bulunmaksızın müt’a nikâhı caizdir. Sonuç olarak yolculukta ve savaşta kişinin eşinden ayrı düştüğü zamanlarda olduğu gibi ‘hadislerdeki yasaklama süresini geciktirmeyi gerektiren’ zaruretler bulunduğunda bu nikâh caizdir” ifadesi yer alıyordu. Ancak DİB tarafından yayımlanan bu tefsire muhafazakâr kesimden tepkiler gelmeye başlayınca, kitabın 2006 ve 2007’de yayımlanan ikinci ve üçüncü baskılarında muta ile ilgili bölüm çıkarıldı.
Hatta kamuoyuna yönelik herhangi bir düzeltme yazısı olmaksızın, ilk baskının tam aksi yönde bir yoruma yer verildi. Üçüncü baskının 45’inci sayfasındaysa artık şunlar yazıyor: “Şiilerin Caferi kolunda halen uygulanan bir nikâhın, yani belli bir süre ile sınırlı evlenmenin adı da müt’a nikâhıdır. İslam’ın ilk yıllarında dönemin şartlarına göre ihtiyaç bulunduğu için müt’a nikâhının bir müddet mubah kılındığı konusunda ittifak vardır. Ehl-i Sünnet âlimleri büyük çoğunlukla bu nikâhın ebedî olarak yasaklandığı hükmünü benimsemişlerdir.”
MUTA NEDİR?
Pek çok dini kaynakla birlikte, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yayınlanan “İslam Ansiklopedisi”nde İbrahim Dönmez tarafından hazırlanan, mutanın ele alındığı bölümde (sayfa 174 – 180) özetle şu yorumlara yer veriliyor: Müt’a nikâhında kadın ve erkek, para ve zaman konusunda anlaştıktan sonra istedikleri zaman biraraya gelebiliyor. Bakire bir kızla velisinin izni alınmadan müt’a yapılamıyor. Ayrıca sözlü, nişanlı ve evli kadınlarla müt’a da mümkün değil. Evli ya da bekar bir erkek, dul ve boşanmış bir kadınla anlaşmasını yaptıktan sonra dilediği zaman, aynı evde kalma mecburiyeti olmadan beraber olabiliyor. Müt’a nikâhlı kadın da, daimi evlilik yapmış bir kadın kadar kocasına karşı sorumlu kabul edilmiyor. Cinsellik dışında diğer tüm faaliyetlerinde daha serbest hareket edebiliyor. Süre bitiminde yeni bir müt’a evliliği için kadının yeni bir adet görüp ‘temizlenene’ kadar beklemesi gerekiyor. Müt’a süresince kadın hamile kalırsa, çocuğun nüfusu ve her türlü bakımı babaya ait.
|
|
|
|
Mesaj göndermeniz için üye olmanız gerekmektedir.
|
|